Güncelleme:
15.11.2006
             

 

Site içi arama


google'da ara
antikapitalist'te ara


AB Zirvesi’ne Karşı Küresel Direniş

Zenginlerin ve film yıldızlarının sıkça boy gösterdiği, tatillerini geçirdikleri Fransa'nın güneyinde, Riviera sahilindeki Nice kenti 6 Aralık'ta Avrupa'nın dört bir yanından gelen 100 bini aşkın işçi tarafından işgal edildi.

Nice'de toplanan Avrupa Birliği Zirvesi'ndeki yöneticiler, emeğin sosyal haklarını nasıl kesebileceklerinin hesabını yaparken işçiler sokaklarda "farklı bir Avrupa için yürüyoruz, sosyal bir Avrupa istiyoruz" diye haykırıyorlardı.

Sağanak yağmura karşın altı saatten fazla devam eden yürüyüşte Fransa sendika konfederasyonu CGT kortejinde 50 bini işçi vardı. Fransız işçiler İtalya'dan gelen 20 bin, İspanya'dan gelen 10 bin, Almanya, Avusturya, Belçika, Hollanda, İngiltere, Norveç, Polonya, Portekiz, Slovenya ve Yunanistan'dan gelen yüzlerce, binlerce işçi ile birlikte yürüdü.

Nice sokaklarında kızıl bayraklar taşıyan bir işçi seli vardı. Gece geç saatlere kadar göstericiler sokaktaydı. Nice halkı yürüyüş hattı boyunca göstericileri alkışlıyor, sloganlara zafer işaretleri ve sıkılmış yumruklarını havaya kaldırarak katılıyordu.

Nice gösterisine olan işçi katılımı, 30 Kasım 1999'da Dünya Ticaret Örgütü'nün toplantısına karşı yapılan Küresel Direniş gösterilerinden sonra artarak devam eden küresel eylemler içinde en yüksek düzeydeydi.

AB kurumlarının küresel rekabet adına sosyal harcamaları kesme, özelleştirme uygulamalarını artırma, ekonomik liberalizasyonu özendirme, emeğin sosyal ve örgütlenme haklarını tırpanlama politikalarına ve Avrupa çapında yaşanan yoksullaşmaya tepki gösteren işçiler sorunların ortak olduğunu, ancak birlikte mücadele edebileceklerini dile getiriyorlardı.

Belçika FNV sendikasıyla gelen öğretmen Glenn, "Herşeyin satılık olduğu bir Avrupa olmayacağımız konusunda ısrar etmeliyiz. İşçiler için, insanların ihtiyaçlarının sermayenin ihtiyaçlarından daha önemli olduğu bir Avrupa istiyoruz." diyordu.

CGT'ye bağlı bir matbaa işçisi "Para tarafından yönetilen bir Avrupa istemiyoruz. İstediğimiz türden bir Avrupa için mücadeleye hazır olduğumuzu ifade etmeye geldik" derken Belçika'dan mavi yakalı bir işçi olan Jean Pierre, "Neo-liberalizmin Avrupa'daki gidişine fren basmak" ve kaynakların eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, ulaşım hizmetlerine aktarılması için sesini yükseldiğini ifade ediyordu.

Avusturya ÖGM sendikasından belediye işçisi Michael Novak, "(Bu gösteri) Avrupa liderlerine emekten yana durmaları için bir mesaj gönderiyor. Biz haklarımız için, çalışma hakkı, yaşama hakkı ve demokrasi hakkı için mücadele ediyoruz." diyordu.

Nice'de demiryolu işçisi olan Isabelle ise yaşadığı ve çalıştığı kasabaya Avrupa'nın her ülkesinden bu kadar çok işçinin gelmesinden dolayı sevincini ifade ediyor ve duygularını "İngiltere'ye bakın, demiryollarının haline bakın, deli dana hastalığı da yayıldı. Serbest piyasa ve özelleştirmelerin sonuçları bunlar" diye ifade ediyordu.

Fransız CFDT sendikasıyla St. Nazaire'den gelen fabrika işçisi Thomas, son yıllarda 35 saatlik çalışma haftası gibi kazanımlar elde ettiklerini vurguluyor ve Avrupa çapında yayılması gerekenin bu tür uygulamalar olduğunu ifade ediyordu.

Portegiz UGT sendikası üyesi bir öğretmen olan Alexander da kaygılarını şöyle anlatıyordu: "Benim işim gençlere geleceğe dair bir umut oluşturmak. Ancak doğru dürüst bir işleri olmazsa nasıl bir yaşamları olabilir ki…?"

İngiliz ISTC sendikası üyesi çelik işçisi Nick Riley de hedefini şöyle özetledi: "Nice'e geldim çünkü Avrupa çapında işçi dayanışmasını önemsiyorum. Tony Blair ve diğer Avrupa liderleri her şeyi özelleştirmek ve sosyal harcamaları kesmek istiyorlar. Sosyal bir Avrupa istiyorum ama bunun da ötesinde sosyalist bir Avrupa için mücadele ediyorum."

İşçi birliğinin festivali

İngiltere UNİSON sendikası üyesi bir sağlık çalışanı "Sınırları aştık da geldik. Bugün emeğin sınır tanımadığını gösteriyoruz" diyordu.

30 Kasım 1999'da ABD'nin Seattle kentinde Dünya Ticaret Örgütü'nün dünyamızı satılığa çıkarma çabasına karşı başlayan, patronların ve uluslararası sermayeyi temsil eden kurumların her toplantısını kuşatan, Küresel Direniş Hareketi'nin oluşturduğu birliğe Nice'de tekrar tanık olduk. Gösterinin her köşesinden farklı dillerde ama aynı taleplerle sloganlar yükseliyordu. Farklı ülkelerden gelen delegasyonlar Fransızca ortak sloganı ise "Birleşelim, birlikte vuralım" idi.

Sendika kortejlerinin önlerinde canlı müzik araçları, işçilerin ellerindeki renkli ama çoğunlukla kızıl meşaleler vardı. Gösteri mücadele etmenin bir kutlaması, festivali havası içinde sürdü. Gösterinin büyük çoğunluğunu oluşturan farklı ülkelerin örgütlü işçilerinin yanı sıra, bulundukları ülkelerde ezilen azınlıkları temsil edenler, çevrenin tahribatına karşı, kadın hakları için mücadele edenler, uluslararası sermaye hareketlerinin vergilendirilmesi için kampanya yürütenler ve üretenlerin yönettiği sosyalist bir dünya için mücadele edenler bu birliğin parçasıydı.

Sosyal Avrupa'yı nasıl kazanabiliriz?

Tabandaki işçilerin talepleri gösteriyi örgütleyen sendika liderlerinin taleplerini aşıyordu. İşçilerin öfkeleri, ulusal ve küresel sermayenin kendisini ve insanları hice sayan tercihlerine yöneliyordu. Avrupa yöneticileri tarafından muhatap alınmak isteyen sendika liderlikleri ile tabandaki işçilerin öfke ve talepleri arasında bir uçurumun olduğu açıktı. Gösterinin Zirve başlamadan önceki gün yapılması bile sendikal liderlerinin Avrupa yöneticileri ile karşı karşıya gelmek istemediklerinin bir göstergesiydi.

Sosyal bir Avrupa'nın nasıl kazanılacağı tartışması Nice sokaklarında sürdü. Sermayenin egemen olduğu bir Avrupa ve dünyada zaman zaman onun kar hırsına "fren basabilsek bile" bizi sömürü, yoksulluk, işsizlik, sosyal hizmet kesintilerinin beklediği, demokrasiyi ve örgütlenme özgürlüğünü tırpanlayan baskıların sonunun gelmeyeceği İngiliz çelik işçisi Nick sosyalist gibi bir azınlık tarafından tartışılıyordu.

Sermayenin değil emeğin Avrupası'nı kazanmak için işçilerin kendilerine ve üretimden gelen güçlerine güvenmeye, Avrupa liderleriyle masaya oturarak işçilerin taleplerini uzlaştıran sendika liderlerinden bağımsız hareket etmeye, kendi liderliklerini oluşturan bir örgütlenmeye ihtiyaç var. Nice'de sağladığımız ve kutladığımız birliğimizi ileriye, alternatif bir dünya kurma mücadelesine taşımalıyız.

Nice sokaklarında Enternasyonali söyleyerek ilerleyenlerin aldığı alkış hareketin içindeki bu sosyalist azınlığın yankı bulduğunu, alternatif bir dünya isteyenlerin arttığını ve bu alternatifi inşa etmenin ne denli mümkün olduğunu da gösteriyordu. Nice'de, Seattle'dan bu yana büyüyerek devam eden küresel direnişte devrime doğru biraz daha yol alındı.

Tarihin motoru

6 Aralık Avrupa işçilerinin gövde gösterisinin ardından 2000'i aşkın katılımlı bir toplantı yapıldı. Değişik ülkelerden katılımcılar Nice'de yaşanan direnişin önemini vurguluyordu. Anti-kapitalist Küresel Direniş'in sözcülerinden biri olan ve Fransa'da küreselleşme karşıtı kampanya grubu ATTAC'tan Susan George, "Seattle'den bu yana kat ettiğimiz yolun tarihte bir başka örneği yok. Bir yıl öne doğan hareket tarihin motor güçlerinden biri haline geldi. Bu sizin gibi insanların başarısı." dedi.

Avrupa Komisyonu, IMF ve Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararası kurumların içine girdikleri krizin derinleştirilmesi gerektiğini tartışan Susan George, "Bu kurumları iyi tanımalıyız. Bugün iyi bir militan bu kurumların ne olduğunu nasıl çalıştığını bilmelidir. Bunlarla mücadele edebilmek için kurulan birlikleri daha da güçlendirmeliyiz. Küçük farklılıklarımızın bizi bölmesine izin vermemeliyiz" çağrısı yaptı.

Susan George konuşmasını şöyle tamamladı: "Boş hayallerden kurtulmak zorundayız. İnsanların sefaletinin hiçbir düzeyi bu güçlerin politikalarını değiştirmeyecektir. Onlar zenginliklerini bizimle paylaşmaya ikna olmayacaklardır. Değişim gökten zembille inmez. Biz değiştirmedikten sonra hiçbir şey değişmeyecektir. 30 yıldan bu yana sayısız mücadelenin içinde bulunmuş birisi olarak kazanma şansımızın olduğuna inanıyorum. Dünyanın tümüyle değişmesini istiyoruz. Bu yarın olmayacaktır, ama bunu başarabiliriz. Tekrar tekrar kazanıncaya kadar mücadele etmeliyiz."

Konuşması sık sık "Birleşelim, birlikte vuralım", "Birleşen işçiler yenilmezler" sloganıyla kesilen Susan George ayakta alkışlandı.

Liderleri 15 bin polis korudu

AB Zirvesi 7 Aralık'ta start aldı. Avrupalı işçilerin, yoksulların geleceği konusunda kararlar verecek zirvenin açılışının yapılacağı bina üzerine yürümek için ikinci bir gösteri sabah 7.00'de "Sokaklar bizim, Avrupa bizim", "Dünyamız satılık değil" sloganlarıyla başladı.

Fransız emniyeti zirvenin yapılacağı binanın bir kilometre çevresini "yasak bölge" ilan etti. Bir gün öncesinde İtalya'dan gelen 1500 göstericiyi sınırdan içeri almayan polis, sermayenin serbest dolaşımının önünü açmak için insanların en temel demokratik haklarını bile çiğneyeceğini göstermişti.

Aralarında CGT sendika militanları ve farklı sol yapılanmalarının bulunduğu 5000-6000 civarındaki gösterici polis tarafından "yasak" ilan edilen bölgeye girdikleri anda üzerlerine hiç bir uyarıda bulunmaksızın göz yaşartıcı bomba ve biber gazı atıldı. 15 bin CRS (Çevik Kuvvet) polisi AB liderlerinin kendilerini seçen sıradan insanlar tarafından rahatsız edilmemeleri için seferber olmuştu. Zirvenin yapıldığı bina polis barikatlarıyla çevrilmişti. Gaz bombaları nefesimizi kesiyor, gözlerimizi yakıyordu.

Katılımcılar ve gruplar arasında güçlü bir birlik içinde üç koldan yürüme kararıyla Nice'in dar sokaklarında ilerlerken gaz bombaları bizi olduğu kadar orada evleri bulunan yerel insanları da boğuyordu. Ancak çok sayıda Niceli balkonlara, pencereler çıkıp göstericileri alkışlıyordu. Gazın etkisini kıran limon suyu şişeleri ve göz damlaları göstericilere veriliyordu.

Polis barikatları saatlerce zorlandı. Aşılamayacağı belli olunca toplanıp yürüyüşü kentte sürdürdük.

Neredeyseniz, biz de orada olacağız

Yürüyüşü bütün Avrupa ülkelerinden konuşmacıların katıldığı bir toplantı ile de sonlandırdık. Yunanistan'dan katılan bir konuşmacı bir ay içinde ikinci kez işçilerin genel grevde olduğunu duyurdu.

İngiltere'den gelen sosyalist Chris Harman şu çağrıyı yaptı: "Küresel kapitalizmin temsilcileri ne zaman nerede buluşacaklarsa biz de orada olacağız. Bunun da ötesinde dünyanın her yerinde insanlar fabrikalarda, hastanelerde, okullarda neo-liberalizmin etkilerine karşı mücadele ediyorlar. Sendika liderleri bu mücadeleleri Seattle'da başlayan ve Nice'de devam eden mücadelelerden ayrı tutmaya çalışıyorlar. Küresel Direniş ile günlük mücadelelerimizi birleştirelim. Sloganımız "Birlik"tir."

"Zirve basınç altında"

Nice'nin yerel gazetesi 6 Aralık gösterilerinin Zirve üzerinde basınç oluşturduğunu yazıyordu. 100 bin işçinin Sosyal Avrupa talebi liderler tarafından yok sayılmak istense de Zirve'nin gidişatı basıncın etkisini gösterdi. AB'nin en uzun ve tartışmalı zirvesi olarak tarihe geçtiği gibi, gündemde olan konuların bazıları karar verilemeden ertelendi. AB ulus-devletleri arasındaki çelişkilerin patlak verdiği görüldü. Genişleyen AB'de karar alma sürecinde hangi ülkenin ne kadar oya sahip olacağı kavgası Almanya-Fransa arasında varolan gerginliği tırmandırdı. Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya'dan oluşan büyüklerin, küçük devletlere ve AB'ye katılmak isteyen yeni ülkelere fazla söz hakkı tanımak istemedikleri ortadaydı. Ne kadar küreselleşse de, AB gibi birlikler oluştursa da ulus-devletler arasında çelişkilerin varlığını sürdürdüğü ve büyüklerin hem birbirlerini hem de küçükleri girilecek pazar olarak gördükleri ortadaydı.

Ancak hepsinin üzerinde anlaştıkları bir konu vardı. AB patronlar kulübü, sermayenin rekabet gücüne ayak bağı olacak işçilerin örgütlenme ve grev haklarını tanımak, kamu hizmetlerini koruyarak sosyal harcamalara daha fazla kaynak aktarmak gibi bir niyetleri yoktu. Tony Blair'den, Schröder'e, "Bu işçiler de niye yürüyor ki" diyen Jospen'e kadar hepsinin parolası "Sat, al, satınal."

Medya sansürü

AB Zirvesi'ne karşı yapılan gösteriler hakkında tam bir medya sansürü uygulandı. Avrupa basını 100 bin işçinin Nice'i işgal ettiğinin duyulmaması için uğraştı. Gösteriler TV kanallarında ya hiç yer almadı ya da sadece birkaç saniyelik haberlerle geçiştirildi. Medyanın yoğunlaştığı ise göstericilerin şiddet kullanmasıydı. Gösteri yapma hakkını barışçıl bir şekilde kullanmak isteyenlerin üzerine 15 bin CRS çevik kuvvetin gönderildiği, gaz bombalarına maruz bırakıldığı, güvenlik güçlerinin uyguladığı terörden bahsedilmedi.

Medyanın sansürü ve olayları çarpıtmasının nedeni Nice protestolarının ve Küresel Direniş Hareketi'nin dünyanın her yerinde yoksullaştırılan, hakları budanan işçi ve yoksullara umut vermesi ve mücadele isteğini arttırmasıdır.

AB'nin genişleme sürecinde olduğu ve aday ülkelerin bir kısmında "refah ve demokrasi" sembolü olarak yansıtıldığı bir ortamda da Avrupa işçilerinin refahsızlığı ve demokrasisizliği protesto etmelerinin bu ülkelerin işçilerini etkileyeceklerinden korktular.

AB'nin emeğin lehine değil sermayenin çıkarlarına hizmet ettiği, Nice gösterilerinin işçilerin birlikte direnebileceğini bir kez daha gösterdiği mesajını her yere taşıyalım.

Antikapitalist; Sayı 4; Aralık 2000

'Avrupa Birliği' sayfasına dön
sayfa başına dön