![]() |
|||
Güncelleme: 14.05.2009 |
|||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||
Demokrasi, Özgürlük ve Barış AlanlardaTürkiye'nin önemli bir yol ayrımına geldiği söyleniyor. Ya Kıbrıs, Kürt, Kerkük, Ermenistan ve AB ile ilişkiler sorunları çözülecek ya da sorunlar kesifleşecek. Sorunları çözmeye yönelen Türkiye egemenlerine yolun sonunda AB üyeliği ve İsrail ile birlikte bölgesel gücünü artırma fırsatı sunuluyor. Türkiye'nin bölgesel gücünü artırması egemenlerin ağzını sulandırıyor; ama bunun işçi sınıfı, yoksullar ve bölge halkları için anlamı tepelerindeki sopanın büyümesidir. Yol ayrımı tartışması yürüten küresel ve yerel egemenler kendi yarattıkları sorunların kendi çıkarlarına uygun bir şekilde çözülmesini istiyorlar. Bunu küresel ekonomik krize yönelik çözüm önerilerine benzetebiliriz: Egemenlerin çözümü ve istikrarı, öncelikle batan bankaların içinin ve yöneticilerinin ceplerinin doldurulması; fakat işini-evini kaybedenlerin ve yoksullaşan yığınların ağzına bir parmak bal çalıp onların savaşlara ve açlığa mahkûm bırakılmasıdır. Krizin faturasını patronlara ve egemenlere çıkartmadan işçi ve yoksullar lehine gerçek çözümler geliştiremeyiz. Çok sözü edilen yol ayrımı konusunda devletin tepesinde de artık iyice ortalığa saçılan bir gerginlik var. Süleyman Demirel'in devleti dört tekerlekli bir arabaya benzetmesi ve bir tekerleğin bile patlaması durumunda arabanın gitmeyeceği yönündeki açıklamaları boşuna değil. Devletin tepesinde olduğu söylenen kavga için "yesinler birbirlerini" diyerek seyirci (=atıl) kalamayız. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un kırmızı çizgiler çekmeye çalışmasına, ordunun siyasete sürekli müdahalesine karşı çok net bir tutum almalıyız. Ordu ve İlker Başbuğ'un AKP'nin güç kaybetmesini fırsat bilerek inisiyatifi tümüyle eline geçirmesine, demokrasinin sınırlarını çizmesine izin vermeyelim. Tam bu noktada "başka bir dünya ve Türkiye" özlemi içinde olan ve askeri vesayete karşı çıkanlar arasında yaklaşım farklılıkları gündeme geliyor. Artık asker karşısında neredeyse gıkı çıkmayan AKP, Obama ve AB'ye güven üzerinden atıl mı kalacağız, yoksa demokrasinin temellerini güçlendirip krizin faturasını patronlara çıkartmak ve verili toplumsal sorunların adil çözümleri için tabandan mücadele mi edeceğiz? Kimi çevrelerde yaygın olan ve ordunun siyasete karışmasına karşı çıkarken Obama, AB ve AKP'ye güvene dayanan yaklaşımlar, sömürülen ve ezilenlerin hem siyasi hem de ekonomi alanındaki demokrasi ihtiyacını tümüyle göz ardı ediyor. Hatta bazıları sömürülen ve ezilen kesimlere egemenlerin çözümlerine yol vermedikleri için öfke kusuyorlar. Kaçınılmaz olarak da küresel ve yerel egemenlerin sürekli birinin gücünü diğerine dayatan, halkları birbirine düşman ve bir kesimi mağdur eden çözümlerini güçlendiriyorlar. Ordunun siyasete sürekli müdahalesine karşı çıkarken demokrasiyi güçlendirmek, barışı ve özgürlüklerimizi kazanmak için kendimize güvenmeliyiz. Bizim "seyretmemiz" ve atıl kalmamız ya ordunun ya da AKP'nin ekmeğine yağ sürmek anlamına geliyor ve onlar da kendi çözüm(süzlük)lerini sürekli önümüze koyuyorlar. Kendi ihtiyaçlarımız çerçevesinde inisiyatif gösterip bunun siyasi ifadesini yaratarak küresel ve yerel istikrarsızlaşma döneminde dengeleri kendi lehimize çevirebiliriz. Özgürlüklerimizi ancak alanlarda kazanabiliriz... |
|||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||