Güncelleme:
16.12.2009
             

 

Site içi arama


google'da ara
antikapitalist'te ara


DTP'yi Değil Silahları Susturun

Türkan Uzun

Genel seçim havasında geçen yerel seçimler Kürt illerinde ayrı bir öneme sahipti. Zira Erdoğan, Dersim ve Diyarbakır'ı alacağını söyleyerek seçimleri bu bölgede Kürt sorununun temsilcisinin kim olduğuna dair bir referanduma dönüştürdü.

Geçtiğimiz genel seçimde Kürt oylarının bir kısmı çözüm umuduyla AKP'ye gitmişti. Ancak AKP'nin gerçekleştirdiği sınır ötesi operasyonlar, DTP'ye açılan kapatma davası ve DTP'li milletvekillerinin yok sayılmasına kadar mecliste karşı karşıya kaldıkları baskı ciddi bir hayal kırıklığı yarattı. Seçim sonuçları, Kürt sorununda çözüm için PKK ve DTP'nin muhatap alınması zorunluluğunu bir kez daha gösterdi.

Seçim sonrası Erdoğan "ders çıkartacağız" dedi. Ancak hemen ardından Cemil Çiçek'in yaptığı ırkçı "Ermeni sınırına dayandılar" açıklaması, Nisan ayı ortasında DTP'ye yönelik operasyon ve aralarında yöneticilerin de bulunduğu yüzlerce DTP üyesinin gözaltına alınması ise önümüzdeki dönemde AKP'nin nasıl bir çözüm üzerinde duracağına işaret ediyor.
Bu operasyon tam da PKK'nin ateşkesi 1 Haziran'a kadar uzatacağını açıklamasının ardından yapıldı. Bir polisin 14 yaşındaki bir çocuğun kafasına dipçikle vurma güvenini kendinde görebildiği bir ortamın oluşturulması, önümüzdeki dönem açısından kaygı verici.

DTP'ye yönelik baskılarla eşzamanlı sınır içi ve sınır ötesi operasyonlar yapıldı.

Dahası Mardin'de 44 kişinin katledilmesiyle sonuçlanan saldırıda hayatta kalan köylüler, olayın PKK'ye mal edilmeye çalışıldığını ifade ediyorlar.

Tüm bu gelişmeler Kürt sorununda önemli açılımların yapılacağının söylendiği, Kuzey Irak'ta bir Kürt konferansının planlandığı, 1990'lı yıllarda JİTEM tarafından kaçırılan ve öldürülen bazı kişilerin cesetlerinin atıldığı BOTAŞ kuyularının açıldığı ve Ergenekon soruşturmasının nihayet Fırat'ın doğusuna uzandığı umudunun yükseldiği bir dönemde yaşanıyor.

Tam “bir dönemin aydınlatılmasına bir adım daha yaklaştık” derken BOTAŞ kuyularında bulunan kemiklerin insan kemiği olmadığı iddia edildi, ardından da Türkan Saylan olayı tüm tartışmaların göbeğine oturdu. Ergenekon'un ölüm kuyularının kameralar önünde açılmadan önce gizlice temizlenildiği düşünülüyor.

DTP'yi yok saymaya, ortadan kaldırmaya dönük tutumlar Kürt halkının diyalog kanallarını kapatmak anlamına geliyor. Bu, sorunların siyasal kanallarla çözülmesini isteyen Kürt hareketinin sabrını fazlasıyla zorluyor; onları adeta dağa itiyor. Bu operasyonlardan Kürt sorununu çözeceğini vaat eden ancak Kürt hareketini tasfiyeye yönelen AKP sorumludur.
Kürt halkının meclisteki temsilcisi DTP'ye yönelik operasyonlar sona erdirilerek, gözaltına alınan DTP üyeleri bir an önce serbest bırakılmalıdır.

Umudu mücadeleye dönüştürelim

DTP'ye yönelik baskıların ve operasyonların sonlandırılması, diyalog kanallarının açılması, Kürt sorununda çözüme yönelik var olan dirençlerde bir kırılma yaşanması kendiliğinden olmayacaktır.

Sürekli statüko ile uzlaşan AKP'ye herhangi bir konuda güvenilmeyeceği son derece açık. AKP son olarak yeni anayasadan da çark etti ve sadece madde değişiklikleri yapmaya yöneldi.

Bazıları statükoda bir ılımlılaşma beklentisine girdi. Ergenekon davası ve her yerden silah fışkırması nedeniyle biraz savunmada olan Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un “Türkiye Halkı” sözleri olumlu yorumlandı. Ancak hemen ardından Başbuğ bu sözlerin “üst kimlik” ve Kürtlerin bir azınlık olarak kabul edilmesi anlamına gelmediğini hayli sinirli bir şekilde üstüne basa basa ifade etti. Başbuğ “tek millet - tek devlet anlayışı doğruydu ve halen de doğrudur” demeye getiriyor. Başbuğ, bireysel düzeyde kimliklerin ifade edilebileceğini söyledi. Bunun anlamı şudur; Kürtçe konuşabilirsiniz, şarkı, türkü de söyleyebilirsiniz, kendi dilinizi özel kurslarda öğrenebilirsiniz, devlet Kürtçe kanal da açabilir ama grup hakkı olarak bir şey yapmazsınız, anadilde eğitim hakkı isteyemezsiniz, dilinizi kamusal alanda kullanamazsınız. İlker Başbuğ, Kürtlerin azınlık olarak eşit vatandaşlık haklarına sahip olması konusunda devletin kırmızı çizgili sınırlarını tanımladı. Son dönemde Başbuğ bol bol konuşur ve siyasete müdahale ederken AKP susmayı tercih ediyor. Başbakan Erdoğan Başbuğ'a “siyasete müdahale etme” demiyor.

Kürt sorununu doğrudan etkileyecek diğer etkenler ise Irak’ta istikrarsızlığın yeniden tırmanması ve ekonomik kriz. Küresel ekonomik krizin derinleştiği ülkelerde egemenler, toplumu ve işçi sınıfını bölmek için milliyetçiliği körüklemeye başladılar. 29 Mart yerel seçim sonuçları da milliyetçiliğin ivme kazandığına işaret ediyor. Yeniden başlatılacak cumhuriyet mitingleri ile siyasi atmosfer zehirlenmek istenecektir.

İnisiyatif Başbuğ, Erdoğan, ABD ve AB'ye terk edildiği sürece onların çıkarları ve onların Kürt hareketinin tasfiyesine dayanan çözüm(süzlük)leri ağırlık kazanacaktır. AKP'nin 2002'deki demokrasi havariliğinden kendine demokratlığa geçişi ve (son dönemde) artık kendine bile demokrat olamayan hali göz önünde tutulmalıdır.

Buralardan adil çözümler beklemenin kriz ortamında işçilerin patronlardan adil çözüm umut etmesinden ne farkı var?
Bizler müdahale kanalları oluşturmalı ve inisiyatif geliştirmeliyiz. Bunun için; Kürt halkının taleplerini - adil, demokratik ve barışçıl bir çözüm isteğini - emekçilerin ve diğer ezilenlerin talepleriyle birleştirerek ortak bir mücadele hattını inşa etmek zorundayız. Çözümün tartışıldığı bir ortamda “bu iş artık otomatiğe bağlandı” yaklaşımları barış ve demokrasi güçlerini atalete iter, kriz nedeniyle sıkışan egemenlerin saldırılarına açık bırakır. Çözüm umudunu çözüm mücadelesine dönüştürmemiz gerekiyor.

Önümüzdeki süreçte yapılacak DTP’yi değil silahları susturun mitinglerini inşa ederek akan kanın durdurulması ve Kürt sorununda siyasi çözüm zeminin oluşturulması mücadelesini güçlendirelim.

'Gazete' sayfasına git
sayfa başına dön


 
gazete arşivine git kütüphane