Güncelleme:
13.05.2008
             

 

Site içi arama


google'da ara
antikapitalist'te ara


Ayakların baş olması için

Ortak Akıl, Ortak Mücadele,
ORTAK ÖRGÜTLENME!!

Türkan Uzun

Başbakan Tayyip Erdoğan, "Ayakların baş olduğu yerde kıyamet kopar" dedi.

Başbakan bu saldırgan sözleriyle, toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan ve bütün zenginlikleri üreten emekçilere nasıl baktığını açıkça ortaya koydu. Biz emekçiler ve ezilenler onun için sadece "ayak takımı"yız'.

Öfkeliyiz! Ama şaşırmadık. Tayyip Erdoğan'ın "baş" olmasından ne gördük? Evet, bol miktarda refah, demokrasi, barış ve toplumsal uzlaşma vaat ve sözleri duyduk seçim meydanlarında ve TV haberlerinde. Ama mezarda emekliliğe, işsizliğe, geleceksizliğe, giderek artan gıda fiyatları ile açlığa ve daha fazla sefilliğe mahkum edilmek istenen bizleriz. Yıllarca büyüyen ekonomiden bizim payımıza düşen işsizliğin artması, ücretlerimizin düşürülmesi, işlerimizin sosyal güvencesiz ve güvenliksiz taşeron şirketlere devredilmesi, eğitim ve sağlık gibi en temel hizmetlerin ticarileştirilerek kâr hırsına teslim edilmesidir. Demokrasiden payımıza düşen, her söz söyleme çabamızda "yalancı" ilan edilmemiz, her hak ve eşitlik arayışımızda "hain, bölücü" diye lanetlenmemiz; özgürlükten aldığımız pay ise "baş"ların krizlerinin faturasını nasıl ödeyeceğimizi "tercih" etme özgürlüğüne indirgenmiş durumda.

Tayyip Erdoğan'ın baş olduğu diyar, iç içe geçmiş yabancı ve yerli sermaye için gül bahçesi, bizler için ise "kıyamet"tir.
Yıllardır süren ve AKP ile Tayyip Erdoğan'ın "baş"lığı ile sınırlı olmayan vahşi politikalar karşısında güçlü ve etkin bir muhalefet yok.

CHP’yi ve kendini yeniden başkanlığa “atayan” Deniz Baykal'ı emekçilerin ve ezilenlerin yanında ve lehine muhalefet ederken değil "Çetelerin Korkular" Cumhuriyet(i) mitinglerinde görebiliyoruz. Küreselleşme ve AB süreçlerinin dayattığı vahşi sömürüye karşı gıkı çıkmayan Baykal, bunu modern zamanların gerekliliği olarak savunabiliyor. Baykal'a göre gericilik, sermaye düzenin toplumun çoğunluğunu refah ve barış içinde yaşama olanaklarına saldırması değil; bir kadının başını örtmesi ve Kürtlerin eşit vatandaş haline gelmesidir. Baykal'a göre ilericilik, sömürü ve savaş çarklarında can veriyor olmamıza aldırmadan, erkeklerin uygun adımda, kadınların ise başlarının açık bir şekilde "ne mutlu Türküm" demeye devam etmesidir.
CHP'nin muhalefeti, vahşi sömürü politikalarına karşı değil; refah, barış, demokrasi, eşitlik ve özgürlük taleplerine karşıdır. Erdoğan bizlere "ayak takımı" diye hakaret ediyorsa, CHP de yoksul, işçi ve ezilenlerin gerçek değişim taleplerini hiçe sayıyor, burun kıvırıyor, ayakları altına alıp çiğniyor.

"Kendine demokrat" AKP ile "sosyal"liği de "demokrat"lığı da kalmamış CHP'ye mahkum olmak istemiyoruz. Onlara verdiğimiz her destek bize hak kaybı ve hakaret olarak geri dönüyor.

Gün; emekten, ezilenden, refahtan, barıştan, demokrasiden ve özgürlüklerden yana yıllardır ifade ettiğimiz taleplerimiz etrafında buluşma zamanıdır. Ortak taleplerimiz etrafında ortak bir mücadeleye ve bunun siyasi ifadesi olan ortak bir örgütlenmeye ihtiyacımız var. Ancak bu şekilde "ayakların baş" olmasını sağlayacak güçlü, etkin ve gerçek bir sol muhalefeti inşa etmeye başlayabiliriz.

Ortak örgütlenme için adım atalım

Bunları da duyacakmışız: TÜSİAD Türkiye'de muhalefet eksikliğinden şikayet etti! "Biraz da biz gülelim" diyerek 1980 darbesinin muhalefeti biçmesine pek memnun kalan TÜSİAD'ın verdiği muhalefet siparişi "az demokrasi soslu piyasa ve patron sever" diye tarif edilebilir. Bunun için niye yeni muhalefet siparişi veriyorlar ki? Hası zaten iktidarda: AKP. Bunun yeni versiyonu ancak egemenlerin ihtiyacı özelleştirmeyse özelleştirme yapan, savaşmaksa savaşa giden, sol-liberal, "üçüncü yolcu" İngiltere İşçi Partisi modeli olabilir; bu, AKP'nin "sol" versiyonudur.

Kara delik

Bu toplumun mağdurlarının ihtiyacı TÜSİAD Başkanı Yalçındağ mönüsü değil; emekten, sosyal adaletten, barış ve özgürlüklerden yana "sözde değil özde" bir muhalefettir. Ne var ki emekçilerden ve ezilenlerden on yıllardır destek alan CHP'nin, toplumun çoğunluğunu oluşturan bu kesimler ve talepleriyle uzaktan yakından bir ilgisi kalmamıştır. "Halkçı CHP" kısa bir dönem önemli bir varlık göstermişse de tarihe karışıp yerini "askerden çok askerci olmak" gibi bir zoru başaran, hayatlarımızı ve geleceğimizi çetelere teslim etmek isteyen bir garabete bıraktı.

CHP'nin sol muhalefette yarattığı boşluk bir kara delik niteliğindedir. Bu kara delik emekçiler ve ezilenlerin taleplerini ve kendilerini yutuyor. Egemenlerin arkalarına aldıkları küreselleşme rüzgarları, emekçiler ve ezilenler için kasırgaya dönüşüyor.
Erkek-kadın, genç-yaşlı, sendikalı-sendikasız, eşcinsel-eşcinsel olmayan, Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Müslüman-gayrimüslim bütün emekçilerin, yani toplumun büyük çoğunluğunun yaşamı sol muhalefetteki boşluktan olumsuz bir şekilde etkileniyor.
Ortak örgütlenme

Dünyada giderek artan istikrarsızlık, Ortadoğu ve Türkiye'deki kasırgaların şiddetini artırıyor. Bunları göğüsleyebilmek, toplumda emekten ve ezilenlerden yana sola doğru bir çekim yaratabilmek, mağduriyetlerimizi kazanımlara dönüştürmeye başlamak için soldaki boşluğu doldurmamız gerekiyor. Bu toplumun mağdurları ayrık duruşlarını ve bunun nedenlerini aşarak güçlü bir buluşma gerçekleştirebilirse bu boşluğu doldurmaya başlayabiliriz. Bu buluşma ortak taleplerimiz üzerinden başarılı olabilir (bkz: Tarafımız, ortak taleplerimiz). Bu taleplere sahip çıkan herkes buluşmanın öznesi olmalıdır. Önemli olan taleplerin kendisidir. Ancak bu şekilde güçlü ve kapsayıcı bir birlik yaratabilir ve buradan da toplumun mağdur çoğunluğunu sokakta ve sandıkta buluşturabiliriz. Bu buluşmanın siyasi ifadesi talep eksenli ortak bir örgütlenmedir.

Nasıl bir ortaklık

Ortak örgütlenme, bir yandan siyasi örgütlü bir kimliği olmayan, diğer yandan da örgütlü siyasi yapıların katılım ve katkısını garantilemeye uygun olmalıdır. Demokrat, sosyalist, sendikacı, Kürt, Alevi, kadın, çevreci, eşcinsel kimlikler taşıyan örgütlü ya da örgütsüz bireyler, ortak örgütlenmenin eşit ve katılımcı üyeleri olabilmelidir. Ortak bir örgütlenme ancak bu şekilde istenen genişlik, etki ve güce sahip olabilir. Bizi birleştiren ve buluşturan zemin, kimlik ve renk, "ortak taleplerimiz"dir.

Sorunlarımız, öfkemiz ve taleplerimiz o kadar büyük ve çeşitli ki bunlar "tek kimliğe" sığmaz. Üyeler tek siyasi kimliğe zorlanmamalı; SHP, ÖDP, EMEP, SDP, SP Girişimi, DTP veya herhangi başka bir sol, sosyalist veya demokrat parti veya grupta örgütlü olan kişiler bu kimliklerinden vazgeçmeden; varlık ve bağımsızlıklarını da devam ettirerek ortak örgütlenmenin parçası olabilmelidir. Böylece ortak örgütlenme kimse için bir siyasi hapishaneye dönüşmez. Dışarıya doğru tünel kazarak kaçma değil bir arada durma eğilimi güçlenir.

Ortak örgütlenme konusunda bir çatı partisi önerisi söz konusudur. "Kimsenin olmayan, ama hepimizin olan" kapsayıcı bir çatı partisi kurulması gerektiğinden hareket eden bu öneride, çeşitli kesimlerden tanınmış ve saygınlığı olan "ortak bir çağrı" yapılması gereğinden söz edilmektedir. Bu yönüyle önerinin daha önceki dar blok yapısından daha kapsayıcı bir biçime doğru eviriliyor olması ortak örgütlenme tartışmaları konusunda ön açıcıdır. Bu nedenle de önemle üzerinde durulması ve tartışılması gerekir.

Başka bir dünya, başka bir Türkiye isteyen herkes, her grup kendisini bu sürecin etkin öznesi olarak görebilmeli, ortak bir örgütlenmeye giden süreci işletme konusundaki fikir, enerji ve örgütsel gücünü ortaya koymalıdır.

Tarafımız, ortak taleplerimiz

Hayat, toplumun büyük çoğunluğu açısından daha dayanılamaz hale geliyor, sıkışmışlık hissi giderek yayılıyor. Neo-liberal politikalar, "modern reformlar" olarak pazarlanıyor, refah, demokrasi ve özgürlüklerin küresel piyasalara kucak açtığımız ölçüde gelişeceği anlatılıyor. Aynı zamanda her değişim talebi ve muhalif fikir, darbe tehdit ve girişimleriyle, çete suikastları, faşist saldırılar, parti kapatmaları, tank ve tüfekle bastırılmaya çalışılıyor.

Küreselleşmeye ulusalcı karşı duruşlar işi çeteciliğe kadar vardırtmakta beis görmese de asıl olarak neo-liberal küreselleşmeye bir alternatif oluşturmaktan çok uzak. Temel tezleri, Türkiye Cumhuriyeti'ne sahip çıkmak. Alternatifsiz kaldıkları için de tek yapabildikleri Türk milliyetçiliğini sağdan ve soldan körükleyerek toplumsal öfkeyi toplumun en çok ezilen kesimlerine doğru yöneltmek oluyor.

Bu tezler toplumun büyük çoğunluğu ve ezilenleri lehine bir toplumsal çıkış programından tümüyle yoksun; birisi "piyasaya güven" diyor, diğeri "orduya güven". Dolayısıyla piyasa düzenleyicisi bir demir yumruğa güç vermiş oluyorlar. Bu cephelerin birbiriyle olan mücadelesinde ise arkalarına dizilmemiz bekleniyor. Ya piyasacı liberal olacaksın ya da ulusalcı, çeteci, kafatasçı savaş çığırtkanı...

Bizler bu ikilemi reddetmeliyiz. Verili cephelerin arkasında dizilmek, kendimizi bunlara mahkum etmektir. Küreselleşme sürecinde yaşadığımız ve Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana var olan sorunlar karşısında oluşmuş taleplerimize sıkı sıkı sahip çıkmak durumundayız. Karşı reformlar değil gerçek değişim istiyoruz. Emekten, sosyal adaletten, ezilenlerden, özgürlüklerden, barıştan yana ve çetelerin, sürekli savaş tehditlerinin hüküm sürmediği bir toplumda yaşamak istiyoruz. Herhangi bir önerme, politika, gelişme bizi taleplerimize yaklaştırıyorsa, bu talepler için mücadelemizin önünü açıyorsa orada olumlu bir şekilde tarafız. Herhangi bir gelişme bizleri özlediğimiz toplumdan uzaklaştırıyor, bunun için mücadelemizi daha da zora sokuyorsa onun karşısına çıkarak yine tarafız. Yaşanan gelişme hangi cepheden geldiği ya da taraf olduğumuz zaman kimlerle yan yana düşmüş olacağımız burada ikincil kalır, çünkü asıl olarak kendi taleplerimiz ve bunların meşruluğunu güçlendiriyoruzdur. Değişim isteği ve taleplerimize sahip çıktığımız ölçüde sermaye programlarına ve savaş politikalarına "dur" diyebiliriz. Kendi taleplerimizin eksenini güçlendirdikçe emekten ve ezilenlerden yana güçlü bir çekim sağlayabiliriz.

Taleplerimizi ortaklaştıralım

Yaşadığımız sorunlar üzerine şekillenen taleplerimize sahip çıkmak ve bu eksende mücadele etmek en temel gereklilik olsa da kendi başına yeterli olmayacaktır. Toplumun çoğunluğu yaşanan gelişmelerden mağdur olmasına rağmen, bunlar her kesim için farklı biçimler alıyor. Her kesim kendi talebi etrafında "bir şeyler yapmaya" çalışıyor. Ancak burada da bütünsel bir yaklaşım söz konusu değil. Dolayısıyla ortaya çıkan hak arayışları da sınırlı kalıyor ve egemenler tarafından daha kolay bertaraf edilebiliyor. Tayyip Erdoğan'ın "ayak takımı" diye aşağıladığı toplumun mağdur çoğunluğu kendi lehine bir çekim gücü yaratacaksa öncelikle farklı mağdur kesimlerin farklı talepleri ortaklaştırılmalı ve bunları bütünsel bir mücadelenin merkezi gündemleri yani ortak öncelik haline getirilmelidir.

Farklı kesimlerin talepleri bir ve aynı olmamakla birlikle bunların arasında bir Çin Seddi yoktur. Organik ve doğru orantılı bir ilişki söz konusudur. SSGSS ancak demokrasiye yoğun bir saldırının olduğu, toplumsal gerilimin tırmandırıldığı bir ortamda meclisten geçebilmiştir. Ayrı ayrı dursalar da farklı taleplere sahip farklı kesimler gerçek hayatta birlikte kaybediyor.
Birlikte kazanmaya doğru ilerleyebilmek için ortak talepler etrafında farklı kesimlerin, sokağa ve sandığa yönelik ortak bir muhalefet hattı ve mücadelede buluşması, ortak bir örgütlenmeye dönüşmeli ve siyasi bir boyut almalıdır. Verili toplumsal sıkışmışlıktan emekten ve ezilenler lehine çıkış yollarının açılması bu süreçlerin üzerine yükselecektir.

'Gazete' sayfasına git
sayfa başına dön


 
gazete arşivine git kütüphane