|
Ayakların baş olması
için
Ortak Akıl, Ortak Mücadele,
ORTAK ÖRGÜTLENME!!
Türkan Uzun

Başbakan Tayyip Erdoğan, "Ayakların baş olduğu yerde
kıyamet kopar" dedi.
Başbakan bu saldırgan sözleriyle, toplumun büyük çoğunluğunu
oluşturan ve bütün zenginlikleri üreten emekçilere nasıl baktığını açıkça
ortaya koydu. Biz emekçiler ve ezilenler onun için sadece "ayak takımı"yız'.
Öfkeliyiz! Ama şaşırmadık. Tayyip Erdoğan'ın "baş"
olmasından ne gördük? Evet, bol miktarda refah, demokrasi, barış ve toplumsal
uzlaşma vaat ve sözleri duyduk seçim meydanlarında ve TV haberlerinde.
Ama mezarda emekliliğe, işsizliğe, geleceksizliğe, giderek artan gıda
fiyatları ile açlığa ve daha fazla sefilliğe mahkum edilmek istenen bizleriz.
Yıllarca büyüyen ekonomiden bizim payımıza düşen işsizliğin artması, ücretlerimizin
düşürülmesi, işlerimizin sosyal güvencesiz ve güvenliksiz taşeron şirketlere
devredilmesi, eğitim ve sağlık gibi en temel hizmetlerin ticarileştirilerek
kâr hırsına teslim edilmesidir. Demokrasiden payımıza düşen, her söz söyleme
çabamızda "yalancı" ilan edilmemiz, her hak ve eşitlik arayışımızda
"hain, bölücü" diye lanetlenmemiz; özgürlükten aldığımız pay
ise "baş"ların krizlerinin faturasını nasıl ödeyeceğimizi "tercih"
etme özgürlüğüne indirgenmiş durumda.
Tayyip Erdoğan'ın baş olduğu diyar, iç içe geçmiş yabancı
ve yerli sermaye için gül bahçesi, bizler için ise "kıyamet"tir.
Yıllardır süren ve AKP ile Tayyip Erdoğan'ın "baş"lığı ile sınırlı
olmayan vahşi politikalar karşısında güçlü ve etkin bir muhalefet yok.
CHP’yi ve kendini yeniden başkanlığa “atayan” Deniz Baykal'ı
emekçilerin ve ezilenlerin yanında ve lehine muhalefet ederken değil "Çetelerin
Korkular" Cumhuriyet(i) mitinglerinde görebiliyoruz. Küreselleşme
ve AB süreçlerinin dayattığı vahşi sömürüye karşı gıkı çıkmayan Baykal,
bunu modern zamanların gerekliliği olarak savunabiliyor. Baykal'a göre
gericilik, sermaye düzenin toplumun çoğunluğunu refah ve barış içinde
yaşama olanaklarına saldırması değil; bir kadının başını örtmesi ve Kürtlerin
eşit vatandaş haline gelmesidir. Baykal'a göre ilericilik, sömürü ve savaş
çarklarında can veriyor olmamıza aldırmadan, erkeklerin uygun adımda,
kadınların ise başlarının açık bir şekilde "ne mutlu Türküm"
demeye devam etmesidir.
CHP'nin muhalefeti, vahşi sömürü politikalarına karşı değil; refah, barış,
demokrasi, eşitlik ve özgürlük taleplerine karşıdır. Erdoğan bizlere "ayak
takımı" diye hakaret ediyorsa, CHP de yoksul, işçi ve ezilenlerin
gerçek değişim taleplerini hiçe sayıyor, burun kıvırıyor, ayakları altına
alıp çiğniyor.
"Kendine demokrat" AKP ile "sosyal"liği
de "demokrat"lığı da kalmamış CHP'ye mahkum olmak istemiyoruz.
Onlara verdiğimiz her destek bize hak kaybı ve hakaret olarak geri dönüyor.
Gün; emekten, ezilenden, refahtan, barıştan, demokrasiden
ve özgürlüklerden yana yıllardır ifade ettiğimiz taleplerimiz etrafında
buluşma zamanıdır. Ortak taleplerimiz etrafında ortak bir mücadeleye ve
bunun siyasi ifadesi olan ortak bir örgütlenmeye ihtiyacımız var. Ancak
bu şekilde "ayakların baş" olmasını sağlayacak güçlü, etkin
ve gerçek bir sol muhalefeti inşa etmeye başlayabiliriz.
Ortak örgütlenme için adım atalım
Bunları da duyacakmışız: TÜSİAD Türkiye'de muhalefet eksikliğinden
şikayet etti! "Biraz da biz gülelim" diyerek 1980 darbesinin
muhalefeti biçmesine pek memnun kalan TÜSİAD'ın verdiği muhalefet siparişi
"az demokrasi soslu piyasa ve patron sever" diye tarif edilebilir.
Bunun için niye yeni muhalefet siparişi veriyorlar ki? Hası zaten iktidarda:
AKP. Bunun yeni versiyonu ancak egemenlerin ihtiyacı özelleştirmeyse özelleştirme
yapan, savaşmaksa savaşa giden, sol-liberal, "üçüncü yolcu"
İngiltere İşçi Partisi modeli olabilir; bu, AKP'nin "sol" versiyonudur.
Kara delik
Bu toplumun mağdurlarının ihtiyacı TÜSİAD Başkanı Yalçındağ
mönüsü değil; emekten, sosyal adaletten, barış ve özgürlüklerden yana
"sözde değil özde" bir muhalefettir. Ne var ki emekçilerden
ve ezilenlerden on yıllardır destek alan CHP'nin, toplumun çoğunluğunu
oluşturan bu kesimler ve talepleriyle uzaktan yakından bir ilgisi kalmamıştır.
"Halkçı CHP" kısa bir dönem önemli bir varlık göstermişse de
tarihe karışıp yerini "askerden çok askerci olmak" gibi bir
zoru başaran, hayatlarımızı ve geleceğimizi çetelere teslim etmek isteyen
bir garabete bıraktı.
CHP'nin sol muhalefette yarattığı boşluk bir kara delik
niteliğindedir. Bu kara delik emekçiler ve ezilenlerin taleplerini ve
kendilerini yutuyor. Egemenlerin arkalarına aldıkları küreselleşme rüzgarları,
emekçiler ve ezilenler için kasırgaya dönüşüyor.
Erkek-kadın, genç-yaşlı, sendikalı-sendikasız, eşcinsel-eşcinsel olmayan,
Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Müslüman-gayrimüslim bütün emekçilerin, yani toplumun
büyük çoğunluğunun yaşamı sol muhalefetteki boşluktan olumsuz bir şekilde
etkileniyor.
Ortak örgütlenme
Dünyada giderek artan istikrarsızlık, Ortadoğu ve Türkiye'deki
kasırgaların şiddetini artırıyor. Bunları göğüsleyebilmek, toplumda emekten
ve ezilenlerden yana sola doğru bir çekim yaratabilmek, mağduriyetlerimizi
kazanımlara dönüştürmeye başlamak için soldaki boşluğu doldurmamız gerekiyor.
Bu toplumun mağdurları ayrık duruşlarını ve bunun nedenlerini aşarak güçlü
bir buluşma gerçekleştirebilirse bu boşluğu doldurmaya başlayabiliriz.
Bu buluşma ortak taleplerimiz üzerinden başarılı olabilir (bkz: Tarafımız,
ortak taleplerimiz). Bu taleplere sahip çıkan herkes buluşmanın öznesi
olmalıdır. Önemli olan taleplerin kendisidir. Ancak bu şekilde güçlü ve
kapsayıcı bir birlik yaratabilir ve buradan da toplumun mağdur çoğunluğunu
sokakta ve sandıkta buluşturabiliriz. Bu buluşmanın siyasi ifadesi talep
eksenli ortak bir örgütlenmedir.
Nasıl bir ortaklık
Ortak örgütlenme, bir yandan siyasi örgütlü bir kimliği
olmayan, diğer yandan da örgütlü siyasi yapıların katılım ve katkısını
garantilemeye uygun olmalıdır. Demokrat, sosyalist, sendikacı, Kürt, Alevi,
kadın, çevreci, eşcinsel kimlikler taşıyan örgütlü ya da örgütsüz bireyler,
ortak örgütlenmenin eşit ve katılımcı üyeleri olabilmelidir. Ortak bir
örgütlenme ancak bu şekilde istenen genişlik, etki ve güce sahip olabilir.
Bizi birleştiren ve buluşturan zemin, kimlik ve renk, "ortak taleplerimiz"dir.
Sorunlarımız, öfkemiz ve taleplerimiz o kadar büyük ve çeşitli
ki bunlar "tek kimliğe" sığmaz. Üyeler tek siyasi kimliğe zorlanmamalı;
SHP, ÖDP, EMEP, SDP, SP Girişimi, DTP veya herhangi başka bir sol, sosyalist
veya demokrat parti veya grupta örgütlü olan kişiler bu kimliklerinden
vazgeçmeden; varlık ve bağımsızlıklarını da devam ettirerek ortak örgütlenmenin
parçası olabilmelidir. Böylece ortak örgütlenme kimse için bir siyasi
hapishaneye dönüşmez. Dışarıya doğru tünel kazarak kaçma değil bir arada
durma eğilimi güçlenir.
Ortak örgütlenme konusunda bir çatı partisi önerisi söz
konusudur. "Kimsenin olmayan, ama hepimizin olan" kapsayıcı
bir çatı partisi kurulması gerektiğinden hareket eden bu öneride, çeşitli
kesimlerden tanınmış ve saygınlığı olan "ortak bir çağrı" yapılması
gereğinden söz edilmektedir. Bu yönüyle önerinin daha önceki dar blok
yapısından daha kapsayıcı bir biçime doğru eviriliyor olması ortak örgütlenme
tartışmaları konusunda ön açıcıdır. Bu nedenle de önemle üzerinde durulması
ve tartışılması gerekir.
Başka bir dünya, başka bir Türkiye isteyen herkes, her grup
kendisini bu sürecin etkin öznesi olarak görebilmeli, ortak bir örgütlenmeye
giden süreci işletme konusundaki fikir, enerji ve örgütsel gücünü ortaya
koymalıdır.
Tarafımız, ortak taleplerimiz
Hayat, toplumun büyük çoğunluğu açısından daha dayanılamaz
hale geliyor, sıkışmışlık hissi giderek yayılıyor. Neo-liberal politikalar,
"modern reformlar" olarak pazarlanıyor, refah, demokrasi ve
özgürlüklerin küresel piyasalara kucak açtığımız ölçüde gelişeceği anlatılıyor.
Aynı zamanda her değişim talebi ve muhalif fikir, darbe tehdit ve girişimleriyle,
çete suikastları, faşist saldırılar, parti kapatmaları, tank ve tüfekle
bastırılmaya çalışılıyor.
Küreselleşmeye ulusalcı karşı duruşlar işi çeteciliğe kadar
vardırtmakta beis görmese de asıl olarak neo-liberal küreselleşmeye bir
alternatif oluşturmaktan çok uzak. Temel tezleri, Türkiye Cumhuriyeti'ne
sahip çıkmak. Alternatifsiz kaldıkları için de tek yapabildikleri Türk
milliyetçiliğini sağdan ve soldan körükleyerek toplumsal öfkeyi toplumun
en çok ezilen kesimlerine doğru yöneltmek oluyor.
Bu tezler toplumun büyük çoğunluğu ve ezilenleri lehine
bir toplumsal çıkış programından tümüyle yoksun; birisi "piyasaya
güven" diyor, diğeri "orduya güven". Dolayısıyla piyasa
düzenleyicisi bir demir yumruğa güç vermiş oluyorlar. Bu cephelerin birbiriyle
olan mücadelesinde ise arkalarına dizilmemiz bekleniyor. Ya piyasacı liberal
olacaksın ya da ulusalcı, çeteci, kafatasçı savaş çığırtkanı...
Bizler bu ikilemi reddetmeliyiz. Verili cephelerin arkasında
dizilmek, kendimizi bunlara mahkum etmektir. Küreselleşme sürecinde yaşadığımız
ve Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana var olan sorunlar karşısında
oluşmuş taleplerimize sıkı sıkı sahip çıkmak durumundayız. Karşı reformlar
değil gerçek değişim istiyoruz. Emekten, sosyal adaletten, ezilenlerden,
özgürlüklerden, barıştan yana ve çetelerin, sürekli savaş tehditlerinin
hüküm sürmediği bir toplumda yaşamak istiyoruz. Herhangi bir önerme, politika,
gelişme bizi taleplerimize yaklaştırıyorsa, bu talepler için mücadelemizin
önünü açıyorsa orada olumlu bir şekilde tarafız. Herhangi bir gelişme
bizleri özlediğimiz toplumdan uzaklaştırıyor, bunun için mücadelemizi
daha da zora sokuyorsa onun karşısına çıkarak yine tarafız. Yaşanan gelişme
hangi cepheden geldiği ya da taraf olduğumuz zaman kimlerle yan yana düşmüş
olacağımız burada ikincil kalır, çünkü asıl olarak kendi taleplerimiz
ve bunların meşruluğunu güçlendiriyoruzdur. Değişim isteği ve taleplerimize
sahip çıktığımız ölçüde sermaye programlarına ve savaş politikalarına
"dur" diyebiliriz. Kendi taleplerimizin eksenini güçlendirdikçe
emekten ve ezilenlerden yana güçlü bir çekim sağlayabiliriz.
Taleplerimizi ortaklaştıralım
Yaşadığımız sorunlar üzerine şekillenen taleplerimize sahip
çıkmak ve bu eksende mücadele etmek en temel gereklilik olsa da kendi
başına yeterli olmayacaktır. Toplumun çoğunluğu yaşanan gelişmelerden
mağdur olmasına rağmen, bunlar her kesim için farklı biçimler alıyor.
Her kesim kendi talebi etrafında "bir şeyler yapmaya" çalışıyor.
Ancak burada da bütünsel bir yaklaşım söz konusu değil. Dolayısıyla ortaya
çıkan hak arayışları da sınırlı kalıyor ve egemenler tarafından daha kolay
bertaraf edilebiliyor. Tayyip Erdoğan'ın "ayak takımı" diye
aşağıladığı toplumun mağdur çoğunluğu kendi lehine bir çekim gücü yaratacaksa
öncelikle farklı mağdur kesimlerin farklı talepleri ortaklaştırılmalı
ve bunları bütünsel bir mücadelenin merkezi gündemleri yani ortak öncelik
haline getirilmelidir.
Farklı kesimlerin talepleri bir ve aynı olmamakla birlikle
bunların arasında bir Çin Seddi yoktur. Organik ve doğru orantılı bir
ilişki söz konusudur. SSGSS ancak demokrasiye yoğun bir saldırının olduğu,
toplumsal gerilimin tırmandırıldığı bir ortamda meclisten geçebilmiştir.
Ayrı ayrı dursalar da farklı taleplere sahip farklı kesimler gerçek hayatta
birlikte kaybediyor.
Birlikte kazanmaya doğru ilerleyebilmek için ortak talepler etrafında
farklı kesimlerin, sokağa ve sandığa yönelik ortak bir muhalefet hattı
ve mücadelede buluşması, ortak bir örgütlenmeye dönüşmeli ve siyasi bir
boyut almalıdır. Verili toplumsal sıkışmışlıktan emekten ve ezilenler
lehine çıkış yollarının açılması bu süreçlerin üzerine yükselecektir.
'Gazete' sayfasına git
sayfa başına dön
|