Güncelleme:
13.05.2008
             

 

Site içi arama


google'da ara
antikapitalist'te ara


AKP ve DTP’nin kapatılmasına izin vermeyelim!

Sertuğ Çiçek

1 Mayıs'ı Taksim'de kutlamak isteyen emekçileri "ayak takımı" olarak tanımlayıp engellemek isteyen hükümete karşı, emek örgütlerinin ortak çağrısıyla bu 1 Mayıs'ta yeniden Taksim'deyiz.

Bölünmüşlüklerimizi aşınca nasıl büyük bir güce sahip olduğumuzu gösteren bu ortak duruşu genişletmek, derinleştirmek ve güçlendirmek mümkün. Emekçilerin birliği sağlandıkça emek cephesi güçlenecek, emekçilerin ortak sesi yükseldikçe demokrasi, özgürlük, adalet ve barış kazanacaktır.

Başarılı olmamız önündeki en büyük engel ise bizi bölerek ortak çıkarlarımızı görmemizi engelleyen fikirlere teslim olmamızdır.

Kapattırmayalım

Sosyal güvenlik haklarımıza saldıran, bize "ayak takımı", isyan edene "ananı da al da git" diyen, alanlarda verdiği sözlerin tam aksine davranarak savaşı tırmandıran AKP hükümetine karşı haklarımızı koruyacağımızı haykırmak tek başına yeterli değil. Hükümetin bu uygulamalarından rahatsız olan ancak AKP'ye açılan kapatma davası nedeniyle ve başka bir alternatif göremediği için AKP'li kalmaya devam eden yüzbinlerce emekçi var. Emekçilerin birliğini sağlamak istiyorsak, demokrasi, özgürlük ve barış savunusunda tutarlı ve kararlı olmalıyız. Yüzünü AKP'ye dönmüş emekçilere hem demokrat, hem özgürlükçü, hem de emekçiden yana bir alternatif olduğunu, yaratabileceğimizi kanıtlamalıyız.

Bu nedenle, "şeriat gelecek, Türkiye orta çağ karanlığına gömülecek" diyerek yargı yoluyla darbe yapmaya çalışanlara ve Kürtlerin seçilmiş temsilcilerini parlamentodan atmak, seslerini kısmak isteyenlere karşı çok açık ve anlaşılır bir şekilde AKP'yi ve DTP'yi kapatmalarına da izin vermeyeceğimizi haykırmalıyız. Çünkü çok iyi biliyoruz ki partileri kapatma gerekçeleri emekçilerin emeklilik hakkının ortadan kaldırılması, sağlık ve eğitimin ticarileştirilmesi, yoksulluk ve işsizliğin artması ya da çetelerin azması değil. Bu partileri kapatmak isteyen güçler, halkın tercihlerini umursamıyorlar, halkın seçimlerini küçümseyerek en basit demokratik hak kullanımı olan parlamento seçimlerinin sonuçlarını ortadan kaldırmak istiyorlar. Onların yargı darbesine hayır diyerek demokrasiyi tutarlı olarak savunmalıyız.

Partileri kapatan, seçilmiş milletvekillerini cezaevine yollamak isteyenler ile emekçilerin hiçbir ortak çıkarı yok. Bizleri laik-dinci, Türk-Kürt, Alevi-Sünni vb kamplara bölerek çatışma yaratmak, darbeye zemin hazırlamak isteyenlere izin vermemeliyiz.
Demokrasiye, parlamenter sisteme yapılan müdahaleleri her kabul ettiğimizde emekçiler olarak hep birlikte kaybediyoruz. Çünkü her müdahale emekçilerin bir kısmının da umut bağladığı bir siyasi hareketi hedeflemekle birlikte genel olarak demokrasiyi, özgürlükleri, adalet ve barışı zayıflatıyor. Demokrasi, özgürlük, adalet ve barışa en çok ihtiyaç duyanlar ise emekçiler olduğundan her müdahale emekçileri ve solu zayıflatıyor. 28 Şubat Muhtırası'nın İslami hareketten daha fazla emek hareketi ve solu gerilettiğini artık herkes görebiliyor.

Çeteler dağıtılsın

Çetelerden, mafyadan, yolsuzluktan en çok zarar gören, temiz topluma en çok ihtiyaç duyanlar da emekçilerdir. Ama 28 Şubat'ta olduğu gibi demokrasiye yapılan müdahale çetelere karşı mücadeleyi zayıflatmış, hareketin pusulasını kaybetmesine neden olmuş ve çetecilerin, mafyanın işine gelmiştir. Bir kez daha benzer bir sonuçla karşılaşmak zorunda değiliz. Hırant Dink, Malatya, Trabzon olayları ve son zamanlarda üniversitelerde yaşananların arkasındaki resmi ve sivil çetelere karşı mücadeleyi desteklemeli, pusulamızın yeniden bozulmasına izin vermemeliyiz. Ergenekon çetesinin darbe planları, suikast vb terör eylemleri hazırlıkları ortaya çıktı. Bu soruşturmaların sonuna kadar götürülmesini, ucu kime dayanıyorsa yargılanıp cezaevine atılmasını yüksek sesle talep etmeliyiz.

Çetenin varlığı, darbe planları vb bu denli ciddi olarak ortaya çıkmışken konuyu bir kez daha laik-dinci çatışmasının bir parçası olarak sunmalarına engel olabiliriz.

Seyretmeyelim; karşı çıkalım

AKP'nin kapatılmasına karşı "bize ne, itler dalaşıyor" demiyoruz. En temel demokratik haklarımızın darbelerle, muhtıralarla, yargı darbeleriyle ortadan kaldırılmasını seyrettiğimizde kendi birliğimizi parçalıyoruz. Emekçilerin ciddi bir bölümünün demokrasi, refah, barış ve adalet beklentileri üzerinden oy verdikleri-destekledikleri bir partinin kapatılması ya da susturulması karşısında, o partiye oy vermemiş olsak da, sessiz kalmayı kabul etmiyoruz. AKP'yi kapatmak isteyen zümre ve sahip olduğu zihniyetin cumhuriyet tarihi boyunca ülkeyi yöneterek bugünkü yoksulluk, adaletsizlik, işsizlik, eşitsizlik, savaş ve yasakların esas sorumlusu olduğunu biliyoruz. Bu zümrenin AKP'yi kapatmasına seyirci kalmak ya da desteklemek, AKP'ye oy veren ve vermeyen emekçikleri daha fazla AKP ve benzeri partilerin çıkmaz sokaklarına mahkûm etmek dışında bir sonuç getirmiyor.
Salak olmadığımız için özgürlükçüyüz

Son günlerin moda lafı "özgürlükçüyüz ama salak değiliz." Özgürlük düşmanlarına özgürlük tanımanın salaklık olduğunu söyleyenlerin unuttuğu bir şey var. Özgürlük düşmanı olarak tanımlanan siyasi hareket özgürlük, adalet, eşitlik, barış, demokrasi söylemiyle gittikçe daha da güçleniyor. Özgürlüklerin gerçek savunucusu olan (olması gereken) sol ise gittikçe kan kaybediyor, marjinalleşiyor. Neden? Nedeni çok basit, türban gibi basit özgürlük taleplerine bile karşı çıkarak "özgürlükçü" olduğunu iddia etmek inandırıcı değildir. Bu yanlış slogan küçük bir yer değişikliği ile doğru anlamını bulabilir: "Salak değiliz ama özgürlükçüyüz." Yani AKP'nin nasıl tutarsız olduğunu, İslami hareketin ne kadar büyük çelişkiler barındırdığını ve tehlikeli olabileceğini elbette biliyoruz ama buna rağmen özgürlükçüyüz. Tutarlı bir demokrasi ve özgürlük mücadelesi vermeden daha fazla özgürlüğü rüyamızda bile göremeyeceğimizi biliyoruz çünkü.

Adaletsizlik, savaş, işsizlik ve yoksulluktan bunalmış milyonların her geçen gün daha fazla oranda AKP ve benzeri partilere destek vermesinin ya da çözümü darbede görmesinin temelinde sesini duyurabilen sol (ama gerçekten sol) bir çekim gücünün eksikliği var. En temel sol talepler olan özgürlük, demokrasi, adalet, barış üzerinden yükselen İslami hareketler uzun bir zamandır solun en önemli rakibidir.

Tam da bu nedenle Tayyip Erdoğan her fırsatta egemen güçler ile solu aynı kefeye koyuyor. Son konuşmalarında partisini kapatmak isteyenlerle sendikalarımızı aynı cephenin bir parçası olarak göstererek bir taşla iki kuş birden vurmaya çalışıyor. Hepsine birden sol diyor. Bu nedenle AKP'yi kapatmak isteyenler ile solculuk arasında hiç bir ilişki olmadığını çok net, çok anlaşılır olarak, hiçbir yanlış anlamaya izin vermeyecek biçimde ifade etmeliyiz.

Tayyip Erdoğan, sosyal haklarımıza yönelik saldırılara karşı çıkan sendika sözcü ve temsilcilerimize "yalancılar" diyecek cesareti sol tarafımızdaki bu zayıflıktan alıyor. Sol demenin CHP, İP olduğunu, darbecilik, seçkincilik, halk karşıtlığı olduğu fikrini, solda duran sendikalarımızın da tıpkı bu siyasi partiler gibi olduğunu anlatan AKP'nin bu saldırısını püskürtebilmemiz için lafı ağzımızda dolaştırmadan ve yüksek sesle türbana özgürlük, AKP'nin kapatılmasına hayır demeliyiz. 28 Şubat sürecinde genel olarak sınıfta kalan sol, artık aynı hatayı tekrar etmemelidir.

İran dersi

"Demokrasiyi savunmak Türkiye'yi İran'a çevirecektir" fikri de yaygınca dile getiriliyor. Bu fikir de yanlış. İran'da Humeyni ve mollaları iktidara getiren, solun Şah yönetimine karşı demokrasi ve özgürlük mücadelesi vermesi değildi elbette. Asıl sorun Şah rejimi yıkıldıktan sonra solun daha da fazla demokrasi- işçi demokrasisi mücadelesi hedefi olmamasıydı. İşçi şuralarının iktidar hedefinden yoksun, kendisini "aşamalı devrim"in demokrasi aşamasında gören ve sosyalizm mücadelesini demokrasi mücadelesinden ayıran solun affedilmez hatalarından ders çıkarmalıyız.

İran'dan çıkarılması gereken ders, demokrasi ve özgürlük mücadelelerimize sınır koymak değil; tam tersine demokrasi, özgürlük, adalet, barış mücadelesi ile işçi sınıfının iktidar mücadelesinin iç içe olduğunu bir an için bile unutmamak gerektiğidir.

Sol alternatif

Emek hareketi ile demokrasi ve barış mücadelesinin bağını sıkı sıkı kurmazsak emekçilerin kaybetmesi kaçınılmazdır. Hem AKP hem de darbeciler, emekçileri buradan bölüp kendi peşlerine takmak istiyorlar. Her iki tarafın demokrasisi de -kendine demokrasi, çoğunluğa diktatörlük- tutarsızdır. Bu gerçeği gösterecek, çoğunluğun çıkarlarını garantileyecek bir demokrasi ancak emekçilerin birliği üzerinden kazanılabilir. Demokrasinin, özgürlüklerin tutarlı savunucusu olmadan, barışın, kardeşliğin bayraktarlığını yapmadan, emekçilerin birleşik gücüne güvenmeden solun yeniden alternatif haline gelmesini sağlayamayız.

'Gazete' sayfasına git
sayfa başına dön


 
gazete arşivine git kütüphane