Güncelleme:
13.05.2008
             

 

Site içi arama


google'da ara
antikapitalist'te ara


Genç-Sen: Birliğimiz gücümüzdür

Simin Gürdal

Son dönemde hızlanarak artan neo-liberal saldırılardan biz öğrenciler de payımızı alıyoruz. Hatta sosyal güvenlik sisteminde değişiklikler yapan SSGSS yasası gibi bazı saldırılar en çok bizlerin geleceğini karartıyor.

Benzer saldırıların yaşanmakta olduğu çeşitli ülkelerdeki deneyimler, bu saldırıların kitlesel mücadelelerle durdurulabileceğini ve öğrencilerin de bu mücadelelerin çok önemli bir parçası olabileceğini gösteriyor. Fransa'da 26 yaş altındakilerin gerekçe gösterilmeden işten çıkartılmalarını kolaylaştıran CPE yasası öğrenci ve işçi sendikalarının ortak mücadelesi sonucunda geri çektirildi. Yine Fransa'daki lise öğrencileri yeni eğitim yasasına karşı sendikaları aracılığıyla Paris sokaklarını doldurarak tepkilerini etkili bir şekilde ortaya koydular. Yunanistan'daki benzer düzenlemelere karşı da öğrenciler, öğretmenleriyle birlikte büyük kitlesel eylemlerin önemli bir parçası oldular.

Türkiye'de ise SSGSS Yasası'na karşı emek örgütlerinin ortak eylemleri sırasında mücadelenin öğrenci ayağının eksik kaldığını gördük. Yasadan en olumsuz etkilenecek kesim olan bugünün öğrencilerinin bu süreçteki eylemlere katılımının ve desteğinin zayıflığı, Türkiye'de büyük ve güçlü bir öğrenci örgütlenmesine olan ihtiyacı bir kez daha ortaya koydu.

Paralı eğitim tartışmalarıyla eğitim alanındaki neo-liberal dönüşümün hız kazanacağının sinyallerinin verildiği günümüzde Türkiye'deki ilk öğrenci sendikası olan Genç-Sen bu ihtiyaca yanıt vermek açısından önemli bir fırsat sunuyor.

15 Aralık 2007'de kurucu genel kurulunu yapan Genç-Sen, üniversitelerdeki 30 şube ve 8 temsilciliği aracılığıyla çalışmalarını sürdürüyor. Henüz yolun başında olmasına karşın üye sayısı 1500'ü geçen sendikamızın yürüttüğü çalışmalar ve alınan sonuçlar, Türkiye'de de bir öğrenci sendikasının mümkün olduğuna dair umutlarımızı güçlendiriyor.

Öğrencilerin çoğunluğunu kapsayacak, tümünün ortak sorunları üzerinden mücadele edecek ve en önemlisi etkili olacak bir sendika istiyoruz. Böyle bir sendika yaratmak için attığımız her adımı bizi bu hedefe yaklaştırıp yaklaştırmadığı üzerinden değerlendirmeliyiz. Önümüzdeki dönem hangi sorunları öne çıkarttığımız, hangi araçları kullandığımız, Genç-Sen'in arzu ettiğimiz türde bir sendika olması açısından önemli olacak.

Kazanmak istiyorsak güçlü olmak zorundayız. Bizi güçlü kılan temel faktörler ise kitlesellik, meşruiyet ve dayanışmadır. Milyonlarca öğrencinin yüz binleri sokaklara dökülse, toplum bu mücadeleyi haklı bulsa ve başta çalışanlar olmak üzere diğer örgütlü güçler mücadelemize destek verse kazanamayacağımız talebimiz yok. Sendikamız bu hedefle yola çıktı. Hedefimize ulaşmak için öğrencilerin çoğunluğunu sendika örgütlenmesine ikna etmeliyiz. Bunun için de sendikanın taleplerimizi kazanmakta işlevsel olduğunu göstermeliyiz. Bugün toplumsal muhalefetin (ve öğrencilerin) en genel sorunu kitlelerin kendisine, kazanabileceğine olan güveninin zayıf olmasıdır. Genç-Sen bu güvensizliği kırabilecek çalışmaları öncelik etmelidir. Bunun için ortak sorunlar etrafında, çok sayıda öğrencinin küçük de olsa adım atabileceği türde kampanyalar yapmalıyız. Bu kampanyalar sayesinde elde edilebilecek her kazanım ne kadar küçük olsa da genel olarak öğrencilerin "mücadele edersek kazanırız" duygusunu güçlendirecektir. Bu duygu yükseldikçe kitleselliği ve örgütlülüğü sağlamamız, arzu ettiğimiz büyük kazanımları elde edebilecek güce ulaşmamız kolaylaşacaktır. Öğrencilerin daha büyük talepler için mücadele etmesine giden yol, kendi mücadele deneyimleri sonucu kolektif güçlerine olan güvenin artmasından geçiyor.

Örneğin 2005 yılında Mimar Sinan Üniversitesi'nde kameralara karşı toplanan dilekçeler ve rektörlüğe yapılan kalabalık yürüyüş, rektörün geri adım atmasına neden olmuştu. Bu başarı beraberinde öğrencilerin diğer sorunlarını da çözebileceğine dair inançlarını arttırmış, ortak bir talepler listesi çıkartılmasıyla sonuçlanmıştı. Eğer o dönemde Genç-Sen benzeri bir örgütlenme olsaydı, hareketin devam etmesi mümkün olabilirdi.

Sendikamızın üye sayısı, üyelerinin sendikal faaliyetlere, karar alma ve uygulama süreçlerine katılım oranı gibi veriler Genç-Sen'in ne kadar büyüdüğü ve güçlü olduğunun somut göstergeleridir. Henüz öğrencilerin çok küçük bir kesimiyle ilişkisi olan, genellikle sosyalist öğrencilerin üyesi olduğu bir sendika olan Genç-Sen'i arzu ettiğimiz türde gerçek bir öğrenci sendikasına dönüştürmek istiyorsak sendika içi demokrasiden taviz vermemeliyiz. Demokrasi yoksa üyelerin çoğunluğunun ne düşündüğünü, ne istediğini, neler yapmaya hazır olduklarını anlamamız mümkün değildir. Demokrasi, kitlesel mücadelenin kalbidir. Kitlesel olmak katılımcılığı, katılımcılık ise gerçek demokrasiyi gerektirir. Herkes karar sürecinin parçası olduğu faaliyetlere daha kolay katılır. Karar süreçlerine ne kadar çok öğrenci katılırsa öğrencilerin ve üyelerimizin durumuna en uygun çalışmaların neler olduğunu anlamak o kadar fazla mümkün olur.

Sendikal bürokrasi, üyelerin pasifliğinden ve ortalama bilincinden beslenir. Bürokrasiye karşı mücadele asıl olarak "sendika yönetimlerinin değişimi" ile değil üyelerin katılımcılığını, kendine güvenini artırarak başarılı olabilir. Güçlü bir taban demokrasisinin garantisi, bürokrasinin panzehiri, kararları "en devrimci-en akıllı-en deneyimli-en ilerici- en en" öğrencilerin alması değil; mümkün olan en fazla sayıda üyeyi karar ve uygulama sürecine katma hedefiyle çalışmaktır. Toplantı ve faaliyetlerin kaç üyeyle yapıldığı, toplantılarımıza gelenlerin kaçının üye, kaçının gözlemci olduğu, düzenli olarak toplantı ve faaliyetlere katılan ve katılmayan üyelerimizin kimler olduğu bilgilerine sahip olmak bu açıdan vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Henüz kuruluş aşamasında olan Genç-Sen'in üye merkezli kitlesel bir sendika haline getirmek, üye kazanmak, üyeleri aktifleştirmek birincil görevimizdir.

Biliyoruz ki öğrencilerin ezici çoğunluğu sosyalist fikirlere ve pratiğe uzaklar. Sendikamızı sadece sosyalist öğrencileri kapsayan bir "öncü örgüt" gibi kurgulamak büyük bir hatadır. Şu anda daha çok sosyalistlerin üye olması öğrenciler arasındaki eşitsiz güven ve bilinç düzeyinin bir yansımasıdır. Kendisine ve sendikal örgütlenmeye daha az güven duyduğu için sendikamıza uzak duran öğrenci arkadaşlarımızı aktif sendika üyesi yapmayı hedeflemez isek bu eşitsizliği kabullenmiş oluruz. Sosyalistler her zaman kitlelerin kendisine ve kolektif güce olan güvenlerini artırmayı önemli bir görev olarak önlerine koymalıdırlar. Sendikamıza üye olmayan arkadaşlarımızı Genç-Senli yapmak için ortak sorunlarımızı ve taleplerimizi öncelik yapıp onların da katılıp katkı sunabileceği faaliyetler planlamalıyız.

Şimdi nereye?

Genç-Sen'in kurucu genel kurulu sonrası üniversitelerdeki çalışmaları, ağırlıklı olarak şubelerimizi oluşturma hedefiyle üniversite geneline hitap eden geniş bir alanda gerçekleşti. Üniversite şubelerimizi oluşturmak açısından bu çalışmalar başarılı oldu ve önümüzdeki dönemde yine üniversitenin geneline dair kampanyalar ve etkinlikler yapmaya devam edeceğiz. Ancak Genç-Sen'in kitleselleşme hedefleri göz önüne alındığında bu çalışmaların bir sınıra ulaştığını görmek ve şube çalışmalarını giderek önce fakülte sonra bölümlere yayacak şekilde derinleştirmek gerekli. Yeni öğrencilere ulaşmak onlarla öğrenci sendikası fikrini tartışmak ve yeni üyeler kazanarak sendikamızı kitleselleştirmek için fakülte toplantıları inşa etmeye başlayarak bu konuda ilk adımları atmalıyız.

Yine mayıs ayında yapmayı planladığımız Üniversiteler Sosyal Forumu üniversitelerimizde Genç-Sen'i inşa etmek açısından önemli bir etkinlik olacak. Bu hedefe uygun olarak ÜSF'nin, son dönemde gündeme gelen neo-liberal dönüşüm, özgürlük sorunları ile genel öğrenci sorunlarının irdeleneceği ve çözüm önerilerinin tartışılacağı bir alan işlevi görmesi gerekir. Dolayısıyla bu ana gündemler etrafında konuları değişik yönleriyle ele alabilecek kamuoyu nezdinde tanınmış konuşmacıları, yine neo-liberal saldırılar ve buna karşı mücadele konusunda deneyim alış-verişini sağlayacak uluslararası konuşmacıları ÜSF'nin bir parçası yapmak önemli olacaktır.

Ancak şubeler açısından asıl kritik olan atölye çalışmalarını inşa edebilmek. Hem ÜSF'ye üniversitelerden katılımı arttırmak hem de şubelerin bu organizasyonun parçası olabilmesi açısından şubelerin bu ana gündemleri besleyecek şekilde atölyeler örgütlemesi gerekir. Atölyelere kulüpleri, sendikaları, kitle örgütlerini de katmayı hedeflemek, onlarla birlikte organize etmek önümüzdeki dönem Genç-Sen'in daha geniş bir kesimle buluşabilmesine önemli bir katkı sağlayacaktır. Bu yüzden üniversitelerin kapanmasına kısa bir sürenin kaldığı şu günlerde şubelerimizde farklı kurum ve kulüpleri de katabildiğimiz atölyeler örgütlemeyi öncelik edecek şekilde çalışmalarımıza devam etmeliyiz.


Genç-Sen ve faşizme karşı mücadele

Üniversitelerde son dönemde solcu öğrencilere karşı saldırıların artmasıyla, şubelerin gündemi ağırlıklı olarak faşizme karşı mücadeleye kaydı. Temsilciler meclisinde de tartışılan bu konu karşısında genel tutum Genç-Sen'in üniversitelerde yaşanan saldırılara karşı refleksif tepkiler göstermesiydi. Ancak bu saldırılar ne sadece üniversite öğrencilerini ne de sadece üniversiteleri ilgilendiriyor. Genç-Sen'in bu konuda tek başına göstermeyi planladığı refleks tutumlarsa giderek kendini faşizme karşı mücadelenin merkeziymiş gibi konumlandırması tehlikesini barındırıyor.

Bu sorunun çözümü ise faşistlerin marjinalleştirilip, toplumdan yalıtılmasından geçiyor. Örneğin İngiltere'de 1970'lerin ortalarında faşistler seçimlerde %10'a yakın oy almışlardı. Ancak işçi sendikalarının, muhalif partilerin ve kitle örgütlerinin oluşturduğu Anti Nazi Birlik (Anti Nazi League) faşist gösterilere karşı yapılan fiziki müdahalelerden müzik festivallerine kadar her yöntemi kullanarak bu gidişi tersine çevirdi. Bugün İngiliz faşist partiler seçimlerde %2'den fazla oy alamamaktadırlar.
Genç-Sen'in kendini faşizme karşı mücadelenin merkezine koyması, faşistleri ve faşizmi hafife alması anlamına geliyor. Onları toplumdan yalıtabilmek ise toplumun genelinin kendini anti-faşist bir birlik içinde görmesiyle mümkün.

Okullardaki bu saldırıları önleyebilmek için, sorunu solcu öğrencilerin sorunu olmaktan çıkartmalıyız. Dolayısıyla daha fazla öğrenciyi,öğretim görevlisini, sendika ve kitle örgütlerini içine katabilen "refleksler" geliştirmenin yollarını aramak zorundayız.

'Gazete' sayfasına git
sayfa başına dön


 
gazete arşivine git kütüphane